Zikirde dikkat edilecek hususlar

1.) Mürid abdestli olduğu halde zikretmelidir ;

Zikrin adabına uygun,makbul ve daha tesirli olabilmesi için abdest alarak zikre başlamak gerekir.Zikrin sayısız faydalarıyla beraber İbadette fütür,gevşeklik,sıkıntıyı engellemek için olduğu gibi ayrıca rızık genişliğinde  de etkisi olduğundan sadece zikir dersi ve ibadetler için değil,her halde devamlı abdestli olmaya çalışılmalıdır.Ruhul Beyan tefsirin geçen bir hadiste ;

دُمْ عَلَى الطَّهَارَةِ يُوسَعُ عَلَيْكَ فِ الرِّزْقِ

Efendimiz (Sallallahü ve Sellem) ”abdest almaya devam et.! rızkın senin üzerine genişler.” buyurmuşlardır.Bu yüzden bazı büyükler hanımlara muayyen günlerin de dahi,abdest almaya devam etmelerini tavsiye etmişlerdir.

Ancak  İmam-ı Rabbani’nin (k.s) ”Zikir abdestli de, abdestsiz de olur.” dediğini belirtelim.Böyle bir izin olmakla beraber, büyüklerimiz tarikat dersine otururken abdest almaya önem ve özen göstermişler,ihvanlarına da bunu şiddetle tavsiye etmişlerdir.”Efendilerin adeti,adetlerin efendisidir.” kaidesince her hususta olduğu gibi ,onları bu hususta da taklit etmek en uygun ve adab yönünden en efdal şekli olacaktır..

NOT ;    Hanımlar muayyen günlerinde zikir derslerini yapabilirler,ancak Kur’an’dan ayetleri okuyamazlar,hatme-i hacegan’a da katılmazlar.Ancak bereketlenmek maksadıyla katılanları izleyebilirler.

2.) Tarikat dersini münasip bir yerde yapmak ;

Mürid, tarikat dersini tenha,loş,gürültülü olmayan bir yerde,mümkünse elbisesi ve zikir edeceği mahal temiz olmalıdır.Kur’an-ı Kerim’de bu hususta ; وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ  (Müddessir suresi 74/4) ”elbiseni temiz tut.!” emri vardır.Namaz,zikir gibi ibadetlerin yapılacağı yerlerin temiz olmasına önem verilmelidir.Çünkü necaset (pislik) bulunan bir yere meleklerin gelmeyeceği gibi,orda manevi bir huzurun ve feyzin bulunması da zordur.Özellikle gece zikre veya başka bir ibadete(sabah namazı gibi)  kalkıldığında gecelik,pijama gibi kıyafetlerle zikir dersine veya başka bir ibadete oturulmamalıdır.Bir insanın  gece kıyafetiyle bir şehrin vali’sinin karşısına gece de olsa çıkabileceği tasavvur edilebilir mi? edilemiyeceği aşikar olduğuna göre,on sekiz bin alemin rabbi olan Allah’ımızın  huzuruna nasıl gece kıyafetleriyle çıkılabilir.Kimin karşısına çıktığımızın farkında ve bilincinde olarak, ona göre giyinerek ,adab üzere ibadete oturmalıyız.

خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ

”Her mescid de (İbadet ettiğiniz,secde ettiğiniz yerde) ziynetinizi (en güzel elbiselerinizi) giyiniz.’ (Araf suresi 74/4)

Ayet-i celilesinde buna işaret vardır.Hanefi mezhebinin önderi İmam-ı Ağzam hazretlerinin namaz vakitlerinde ve ibadetlerinde giymek için çok  kıymetli ve pahalı kumaştan bir cübbbesi vardı.Bu ayet-i celileyi okur ve o cübbesini sırf ibadetlerinde giyerdi.

Zikretmek için en müsait şartların tahakkuk edeceği en güzel zaman, gece yarısından sonra,teheccüt namazı vaktidir.Zira gece,herkesin uykuda olduğu,gürültünün çok az olduğu,riya yani gösteriş yapma riskinin en az olduğu,sukunet halinin hakim olduğu zamandır.Dolayısıyla dikkatimizi toplamanın diğer vakitlere göre en kolay olduğu ve feyzin deniz gibi aktığı zaman dilimidir.Dolayısıyla gece zikirden tesirlenmek daha fazla olacaktır.

Şah-ı Nakşibendi (kuddise sirruh) şöyle buyuruyorlar ; Zaman olur mürid rabıta yapar,bizlerden himmet ister,fakat biz ona himmet etmeyiz.Bazen olur biz müride himmet etmek isteriz,fakat o kalbi olarak buna hazır değildir.Lakin şu var ki; teheccüt vaktinde himmet isteyen her müride mutlaka bi-iznillahi himmet ederiz.

Mürid tarikat dersini her vakitte yapabilir.Hadis-i şerifte buyrulduğu gibi ;

مَنْ نَامَ عَنْ حِزْبِهِ مِنَ اللَّيْلِ اَوْ عَنْ شَيْئٍ مِنْهُ فَقَرَاَهُ مَابَيْنَ صَلاَةِ الْفَجْرِ وَصَلاَةِ الظُّهْرِ كُتِبَ لَهُ كَاَنَّمَا قَرَاَهُ مِنَ اللَّيْلِ

”Kim geceleyin hizbini veya hizbinden bir kısmını okumadan uyursa,bunu sabah namazı ile öğle namazı arasında tamamlasın.Bu taktirde sanki gece (mutad vaktinde,gece yapmış gibi) okumuş gibi aynı sevaba nail olur.” (Müslim,Müsafirin 142 (747) Muvatta,Kur’an 3,(1,200) Tırmizi,salat 20 (581) Ebu Davud Salat 309 (1313)

Bu hadis’ten anlaşılabileceği gibi mürid eğer seher vaktinde zikrini veya mutad olarak kıldığı teheccüd namazın kaçırırsa sabah ile öğlen arası veya günün herhangi bir vaktinde müsait zamanlarında yapabilir veya zikir dersi yarım kalmışsa davam edebilir.Hatta bazı Allah dostları gece, bir sebepten dolayı teheccüd namazlarını kaçırırlarsa gündüz öğle namazından sonra kılarlar ki,hem nefisleri yüz bulmasın,hem teheccüd namazı eda edilmiş olsun.

Zikir dersini tek seferde ara vermeden bitirmek efdal olanıdır.Ancak zikir dersini bir iş veya bir sebepten dolayı yarım bırakmak zorunda kalırsa,işini tamamladıktan sonra gelerek üç veya beş istiğfar çekip, kısa bir rabıta yaptıktan sonra dersine kaldığı yerden devam edip zikrini tamamlayabilir.

Ayrıca zikir dersine oturulduğunda sık sorulan ağırlık ve uyku halinin basması şeytandandır ki,şeytan kulun zikirle meşgul olmasını istemez.Uykuyu açmak için oturuş şekli değiştirilebilir,hava alınabilir veya yüzümüz de yıkamak faydalı olacaktır.

Mürid zikrini her zaman ve  her mekan da temiz olmak şartıyla çekebilir.Misal yolculuk esnasında tesbihini gizleyerek,zikir çektiğini belli etmeyerek,yanındakilere uyuyormuş hissi vererek zikir dersini yapabilir.

3.) Aksi Teverrük oturuşuyla oturmak ;

Mevlana Halid-i Bağdadi (Kuddise Sirruh) 32’nci mektubunda bu oturuşu şu şekilde izah ederler;

Rahman ve Rahim olan Allah Teâlâ’nın adıyla.

Yardımı, yalnız ondan talep ederiz. Hamd Allah Teâlâ’ya mahsustur. O bize kâfidir. (Selam Allah Teâlâ’nın seçtiği kullar üzerine olsun.)

Bu mektup faydası olacağı umularak önderlerimiz yüce Nakşibendî Sadat-ı Kiramı kaddese’llâhü sırrahumü’l azîzân nezdinde zikrin ve diğer bazı edeplerin neler oldu­ğu hakkında yazıldı.

Bilesin ki, birinci zikrin yani kalb ile yapılan ism-i zât zikrinin edepleri şunlardır:

Zikri yapan kişi namazdaki teverruk oturuşunun tersine oturacaktır. Abdestli ve önü kıbleye gelecek şekilde sağ ayağını sol bacağının altından çıkarıp sağ kalçasının üzerine dayanarak oturacaktır..

Bunun izahını yapalım.Nasıl hanımlar namaz oturuşlarında ayaklarını sağ tarafa çıkartırlar ise,zikirde de bu oturuşun tersine ayakların sol tarafa doğru çıkartılarak sağ kalçanın üzerine oturularak zikre başlanması , zikrin adablarındandır.Gerekirse başlamadan sağ kalçanın altına minder gibi şeyler konularak sağ kalçaya destek de sağlanabilir.Ancak böyle oturulmaya dayanılamıyor veya ayak ve dizlerde ağrı,sızı varsa bağdaş kurulabilir.En kolaya gelen şekilde oturulabilir.Zira ayaklar ağrıması durumunda akıl ayakta olacağı için zikirden feyz ve bereket almak güçleşecektir.

4.) Zikre İstiğfar,Kelime-i tevhid ve Salavat-ı Şerife ile başlamak ;

İstiğfar (günahlara pişman olup,afv olmayı talep etmek) hakkında sayısız ayet-i celile ve hadis-i şerif olmakla birlikte teberrüken bir kaç ayet-i celile ve hadis-i şerif zikretmekte fayda görüyoruz;(İstiğfar ile ilgili geniş malumat hatme-i hacegan bahsinde işlenecektir.)

فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ اِنَّ رَبِّ قَرِيبٌ مُجِيبٌ  (Hud suresi 61)

”Öyleyse (iman ederek) Rabbinizde bağışlanma talep edin,sonra da (işlemiş olduğunuz günahlarınızdan) o’na tevbe ediniz.Muhakkak ki ; Rabbim karib (Rahmeti,mağfireti yakın olan) Mucibtir.(Kendisine dua edenlerin duasına icabet eden.)

وَمَا كَانَ اللَهُ لَيُعَذِّبَهُمْ وَاَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللَهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ (Enfal suresi 33)

” Sen onların arasındayken Allah onlara azab edecek değildir.Onlar da istiğfar ettikleri sürece   Allah onlara da azab edici (edecek) değildir.”

Sevgili Peygamberimiz de (Sallalahü ve Sellem) şöyle buyuruyorlar ;

طُوبَى لِمَنْ وُجِدَ فِي صَحِيفَتِهِ اسْتِغْفَارٌ كَثِيرٌ (İbnni Mace,Edeb ;57 no; 3818,Hakim-i Tırmizi,Nevadiru’l usül 2/134 ”Amel defterinde çok istiğfar bulunan kimseye müjdeler olsun.”

Zikir başlamadan evvel,bütün işlemiş olduğu günahlara kalben pişman olarak 5 defa ”Estağfirullah” denir,ardından 5 kere kelime-i tevhid (La ilahe illallah) denir,ardından 5 kere de salavat-ı şerife okunur.

5.) Büyüklerimizin ruhaniyetine dua etmek ;

Euzü-besmele ile bir fatiha (Elham-ı şerif) üç ihlas-ı şerif (Kul huvallahü ehad) okuyarak ”Sadagallahülazim”der,ardından en kolay şekilde hasıl olan sevabı şu şekilde bağışlar.” Ya Rabbi bunlardan hasıl olan sevabı Mürşid-i Kamillerimiz nasıl bağışlayıp,hediyye ederler ise bizde hediyye eyledik kabul eyleyiver Ya Rabbi.!!” der.

Ebu Said El-hadimi (Kuddise Sirruh- 1701- 1762) Silsileyi Şerife’yi okumanın fazileti hakkında şöyle buyuruyor ; Hacegan Hatminden sonra,zikir telkin ederken,zikre başlarken,virdine bitirirken silsile-i şerif’i okuyan kimsenin manevi dereceleri yükselir.Herkesin göremediği şeyleri görür.Zikreden kimse özellikle ruhaniyet galebe çaldığı zaman okur.Üzüntülerin gitmesi için,ihtiyacın giderilmesi için,hastalığın iyileşmesi için de silsile-i şerif okunabilir.

Özellikle zikre başlamadan evvel okumak çok faydalıdır.Süfyan ibn-i Uyeyne (Radiyallahü anhü) şöyle buyuruyorlar ;

عِنْدَ ذِكْرِ الصَّالِحِينَ تَنْزِلُ الرَّحْمَةُ ”Salihlerin anıldığı yere rahmet yağar” Büyükleri yad etmek,onları anmak,onların ruhaniyetlerini oraya çekeceği gibi rahmet damlalarının da yağmasına vesile olacak,dolayısıyla yapılan zikir dersinin çok daha feyizli ve bereketli olmasına vesile olacaktır.Zira büyüklerin ruhaniyetlerine Cenab-ı Allah özel hususiyetler bahş etmiştir.Bu hususu  önce şu hadis-i şerif’i nakl ederek izah etmeye çalışalım.

اِذَا اَضَلَّ اَحَدُكُمْ شَيْئًا اَوْ اَرَادَ اَحَدُكُمْ عَوْنًا وَهُوَ بَارِضٍ لَيْسَ بِهَا اَنِيسٌفَلْيَقُلْ؛ يَا عِبَادَاللَهِ اَغِيثُونِى،يَا عِبَادَاللَهِ اَغِيثُونِى،فَاِنَّ لِلَهِ عِبَادًا لاَ نَرَاهُمْ

”Sizin biriniz bir şey kaybederse yahut yanında arkadaşının bulunmadığı bir yerde yardım dilerse ; Ey Allahın kulları bana yardım edin,Ey Allahın kulları bana yardım edin! desin.Muhakkak ki; Allahın bizim göremediğimiz kulları vardır.” (Taberani,el-Mu’cemül-Kebişr no;290 17/117; Heysemi,Mecmeüz-zevaid no ; 17103,10/188)

İmam-ı Taberaninin (Rahimehullah) beyanına göre bu hadis-i şerif denenmiş ve yardım görülmüştür.Rabbimizin böyle tasarruf ehli kulları bulunur.Mürşidi Kamillerin ruhları da bu kudsi nefese sahip ruhlardır.Efendimiz (Sallallahü ve Sellem) ilerde zikrediceğimiz İmare İbn-i Huzeyme İbn-i Sabit’ten rivayet edilen hadiste اَلرُّوحُ يَلْقَى الرُّوحَ ”Ruh ruha kavuşur.” buyurarak ruhların birbirleriyle görüşüp haberleştiğini bildirmişlerdir.Bugün modern bilim de telapati denilen (Telepati, düşünceler arasında doğrudan doğruya bağlantı kurulması, iki zihin veya ruh arasında imaj, fikir, sembol tarzında ortaya çıkan etki alış verişidir. Bilinen duyular, ya da herhangi bir araç kullanmaksızın, her türden düşünce ve duygunun zihinden zihine gönderilip, alınması tarzında yapılan bir haberleşmedir.) duyguların ötesinde haberleşmenin varlığını kabul etmiştir.Batılı ülkeler de bu konu üzerine gizli araştırmaların, yüksek kaynaklar ayrılarak gizli bir şekilde yürütüldüğünü basın organlarından öğrenmekteyiz.

Gene  Abdullah İbn-i Mesud’dan (Radiyallahü anhü) rivayet edilen bir başka hadis de ;

اِذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ اَحَدُكُمْ بِاَرْضٍ فَلاَةٍ فَلْيُنَادِ ؛ يَاعِبَادَاللَهِ احْبِسُوا

فَاِنّ لِلَهِ حَاضِرًا فِى الْاَرْضِ سَيَحْبِسُهُ  ! يَا عِبَادَ اللَهِ احْبِسُوا

”Sizin birinizin sahrada (Çölde,boş arazide) hayvanı kaçarsa; Ey Allahın kulları hapsedin! Ey Allahın kulları durdurun! diye seslensin.Çünkü Allah’ın yeryüzünde hazır bulunan kulları vardır ki,kısa bir zaman içinde onu tutarlar.” (Ebu Ya’la,el-Müsned no;5269, 9/177,İbn-i Hacer,el-Metalibu’l-Aliye, no;3375,3/239 Taberani el-Mu’cemül Kebir no; 10518,10/217 Deylemi,Mesnedül Firdevs no;1311,1/330)

İşte bu hadis-i şerifler mukaddes ruhlara sahip olan varlıklarla tevessülün ve onlardan himmet (yardım istemenin) meşruyetine açık delillerdir.Devesini kaybeden birisi nasıl  bulunması için yardım talep edebiliyorsa, elbette insanın en büyük gayesi olması gereken Mevla Teala’yı da  bulmak için böyle kudsi ruhlardan  yardım talep edebilir.

İmam-ı Nevevi (Rahimehullah) gibi şafi mezhebinde içtihad derecesine ulaşmış bir zat bile   ”Bir kere benim de aralarında bulunduğum bir cemeatte,bir hayvan kaçmaya başladı.İnsanlar onu tutmaktan aciz kalınca ben bu hadiste zikredilen sözleri söyledim.Benim bu sözimden başka görünen hiçbir sebep yokken,hayvan o anda durdu.” diyerek bu hadisin sağlamlığına ve bununla amel etmenin cevazına açıkça delalet etmişlerdir.

Böyle kudsi ruhların ve insanların varlığını şu ayetten de anlıyoruz.;

*  قَالَ يَااَيُّهَا الْمَلَؤُاايُّكُمْ يَاْتِينِى بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَاْتُونِى مُسْلِمِينَ

قَالَ عِفْرِيتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا اَتِيكَ بِهِ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ وَاِنِّى عَلَيْهِ لَقَوِىٌّ اَمِينٌ*  قَالَ الَّذِى عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا اَتِيكَ بِهِ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَ،فَلَمَّا رَاَهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هَذَا مِنْ فَضْلِ رَبَّى

”Süleyman (Aleyhisselam) Ey Cemeat ! bana müslüman olarak teslim olmalarından önce,hanginiz o kraliçenin (kapalı kapılar ardında,korumalarla muhafaza ettiği) tahtını yanıma getirebilir ? dedi.Cinlerden bir ifrit ”Sen yerinden kalkmadan önce o tahtı sana getiririm.Gerçekten bunu yapabilecek çok  güçlü ve güvenilir biriyim.” dedi.Kendi yanında kitabın bilgisine sahip birisi ”gözünü açıp kapayıncaya kadar ben sana onu getiririm.” dedi.Süleyman (Aleyhisselam) tahtı o anda yanına gelmiş görünce ”Bu Rabbimin lutfundandır” diyerek şükretti. (Neml suresi 38-39-40)

Bahsedilen kraliçe Belkısın tahtı o sırada Yemen’de,Süleyman Peygamber ise Kudüs’te idi.O zamanın şartlarında Kudüs’ten Yemen’e ulaşmak yaklaşık 2-3 haftalık bir yoldu.Ayette görüldüğü gibi İlim sahibi (İsmi Ağzamı bildiği rivayet edilir) Asaf İbn-i Berhiya Süleyman (Aleyhisselam) gözünü açıp kapamadan tahtı o anda getirmiştir.Asaf İbn-i Berhiya Peygamber olmadığı için,bu ayetten hem alemde böyle tasarruf yetkisine sahip evliyaların olduğu ve bunun gibi evliyanın kerametlerin de hak olduğu anlaşılmaktadır.Şeytanın bile bir anda dünyanın öbür ucuna gidip gelebileceği kabul edilirken ( bu ayette ifrit ; ”pis huylu,inatçı ve çok güçlü cinnilere denir.”  tahtı taşımanın, bir anda onu Yemen’den getirmenin ona güç gelmiyeceğini beyan ediyor) Allahın dostlarının bu tür şeyleri yapması neden garip gelsin.??

Büyük âlim Abdüllah-i Dehlevî, (Mekâtîb) kitâbının yüzonyedinci mektûbunda buyuruyor ki, ”Her işiniz için, büyüklerin temiz rûhlarını vesîle ederek, Allahü teâlâya yalvarınız! Ona sığınınız! Allahü teâlâ sevdiklerinin vâsıtası ile yapılan düâları kabûl ederek, din ve dünyâ ihtiyâclarınızı ihsân eder. Yâ, doğruca şifâ ihsân eder, yahûd, şifâ için sebeb yapdığı tabîbi, ilâcı karşınıza çıkarıp, onun vâsıtası ile şifâ verir. Çünki, sebebler vâsıtası ile yaratmak âdetidir. Bunun için, sebeblere yapışmak sünnetdir.”

Yine, (Mekâtîb-i şerîfe)nin doksanaltıncı mektûbunda diyor ki, Hâcetlere (ihtiyâclara) kavuşmak için, iki rek’at nemâz kılıp, sevâbını (silsile-i aliyye)nin rûhlarına hediyye etmeli, bunların hurmeti için diyerek düâ etmelidir.

Mevlânâ Muhammed Osmân sâhib “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Fevâid-i Osmâniyye) kitâbının yüzüçüncü sahîfesi sonunda buyuruyor ki, (Sabâh ve yatsı nemâzlarından sonra büyük âlimlerin [silsile-i aliyyenin] isimlerini, sonra Fâtiha-i şerîfeyi okuyarak rûhlarına gönderip, onları vesîle ederek yapılan düânın kabûl olduğu tecrübe edilmişdir).

Ebû Said Muhammed el-Hâdimi şöyle der:“Kim Hacegân hatmesinden sonra şeyhlerin silsilesini okur­sa kendisinde keşif ve yücelmeler hâsıl olur. (Bilhas­sa vird ve zikir sahibi kimseler, kendilerine ruhani bir hâl galip çaldığında mutlaka bu silsileyi okumalıdır­lar.)

 

6.) Ölüm hallerini düşünmek ;

Kur’an ve Sünnet’te emredilen rabıtalardan biri de ölüm rabıtasıdır. Kur’an’da insanı dehşete düşürecek, hayrete sevkedecek ölüm halleri, kıyamet sahneleri ve ahiret manzaraları anlatılmaktadır. Bunlarla kalp dünyadan çekilip ebedi ahiret yurduna yöneltilmek istenmektedir.

Rasulullah Efendimiz (Sallallahü ve Sellem) ;

كُنْ فِى الدُّنْيَا كَاَنَّكَ غَرِيبٌ اَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ وَعُدَّ نَفْسَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْقُبُورِ

“Dünyada garip bir kimse gibi veya yolcu gibi ol ve kendini kabir ehlinden say.!” (Buhari,rikak,3; Tırmizi,zühdü’l Kebir,n; 839) buyurarak ölüm rabıtasını tavsiye etmiştir. Bu rabıta ile insanın dünyanın boş sevgi ve zevklerinden çekilip ebedi ahiret güzelliklerine yöneleceğini, gafletin gidip kalbin dirileceğini ve günahlardan temizleneceğini haber vermiştir.

Allah dostları tefekküre büyük önem vermişlerdir. İnsanın terbiyesi, konuşması kadar susmasından da anlaşılır. Ancak, boş konuşma ve kötü düşünce kınandığı gibi, içinde güzel düşünce ve tefekkür olmayan suskunluk da kınanmıştır.

Velilerden Fudayl b. İyaz (Kuddise Sirruh) der ki: “Tefekkür bir aynadır. Sana iyiliklerini ve kötülüklerini gösterir. Onda kalbinin halini görürsün.”

Alimlerden Abdullah b. Mübarek  velilerden Sehl b. Ali k.s.’yi derin bir tefekküre dalmış halde gördü. Onun ahiret hallerini düşündüğünü anladı ve “Nereye kadar ulaştın?” diye sordu. O da, “Sırat köprüsüne kadar.” cevabını verdi.

İbni Mesud’dan (Radiyallahü anhü) rivayet edilen bir hadis-i şerifte ise Efendimiz (Sallallahü ve Sellem) vefatı yaklaştığı zaman eshab-ı kiram’ı Hazreti Ayşe annemizin evinde topladı ve gözleri yaşlı bir şekilde şöyle buyurdular ;

وَتَرَكْتُ لَكُمْ وَاعِظَيْنِ نَاطِقًا وَصَامِتًا،فَالنَّاطِقُ الْقُرْاَنُ وَالصَّامِتُ الْمَوْتُ فَاِذّا اَشْكَلَ عَلَيْكُمْ اَمْرٌ فَارْجِعُوا الَى الْقُرْاَنِ وَالسُّنَّةِ وَاِذَا قَسَا قُلُبُكُمْ فَلَيِّنُوهُ بِالْاِعْتِبَارِ فِى اَحْوَالِ الْمَوْتِ

”Size benden sonra iki vaiz bıraktım.Biri konuşan,diğeri suskun iki vaiz.Konuşan vaiz Kur’an-ı Kerim,susan (suskun) vaiz ise ölümdür.Bir iş size müşkil ve zor geldiği zaman Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye’ye müracaat ediniz.Kalpleriniz katılaştığı zaman onu,ölüm hallerini ve ölenleri hatırlamak suretiyle yumuşatınız.(El-Bidaye ve Nihaye c.5,s;253,İbni-Kesir.)

Bu hadisten anlaşılabileceği gibi,kalp katılığını ve dünya sevgisini kırmanın en kolay yolu ölüm hallerini düşünmektir.Ölümü tefekkür etmek ,bal görünümünde ama  aslında zehir mesabesinde olan dünya sevgisini kalpten atmaya,ibadet ve hayra yönel­meye vesile olur, ölümü unutmak ise dünyanın şehvet ve haramları­na meyletmeye, ebedi ve asıl yurdumuz olan ahireti unutmaya yol açar.Çünkü , Mal,mülk,çoluk,çocuk dünya hayatının ziyneti,süsüdür.Ancak bu zikredilen şeyler insanı Allah’ın (Cellü Calelühü) zikrinden,ibadet ve taattan ayırıyorsa, o zaman bunlar ebedi cenneti kazanmamımızı engelleyen bir perde,dünyaya dalıp ahireti unutmamızı sağlayan bir fitne,Cenab-ı Allah ile rabıtamızı kesen bir musibettir.Nitekim ayet-i celile de şöyle buyrulmaktadır.;

وَاعْلَمُوا اَنَّمَا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ

”Bilin ki ; mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer fitnedir.” ( Enfal, 28) bu ayeti celiledeki mal ve çoluk çocuğun fitne olmasındaki ince manayı  İmam-ı Gazalî (Kuddise Sirruh ) Ebû Hüreyre’den rivayet edilen şu hadis-i şerifle izah eder.Peygamber Efendimiz (Sallallahü ve Sellem)  ;

يَاْتِى عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَكُونُ هَلَاكُ الرَّجُلِ عَلَى يَدِ زَوْجَتِهِ وَاَبَوَيْهِ وَوَلَدِهِ يُعَيِّرُونَهُ بِالْفَقْرِ وَيُكَلِّفُونَهُ مَالاَ يُطِيقُ فَيَدْخُلُ الْمَدَاخِلَ الَّتِى يَذْهَبُ فِيهَا دِينُهُ فَيَهْلِكُ

“Bir zaman gelecek; kişinin helâki karısının, anne ve babasının ve çocuklarının elinden olacaktır. Çünkü bunlar onu fakirlikle ayıplarlar. Ve gücünün yetmediği şeyleri kendisinden isterler. Adam da bu sebeple tehlikeli işlere girer. Böylece dini gider, kendisi de helâk olur” buyuruyor.( İmam-ı Gazali el-İhya,2/254; Hattabi,Ebu Nuaym,Beyhaki,Halili,Rafi’i,Zebidi,el-İthaf,5/291)

Alimlerimizin bir kısmı demişlerdir ki ;

” Kim ölümü çok zikretse,üç şey ona ikram edilir.Çabuk tevbe etmek,kalbinde dünyaya karşı soğukluk ve kanaat oluşur,ibadetinde sevinç ve ferah bulur.Kim de ölümü unutursa,üç şey ile cezalandırılır.Tevbeyi erteler,kendisine yetecek miktara razı olmayı bırakır,ibadetinde tembellik yapar.” Halbuki  Peygamber Efendimiz (Sallallahü ve Sellem ) ;

اَكْثِرُوا ذِكْرَ الْمَوْتَ فَاِنَّهُ يَمْحَصُ الذُّنُوبَ وَيُزَهِّدُ فِى الدُّنْيَا

”Ölümü çokça anın.!! çünkü ölümü anmak günahları temizler (Günahları bırakmaya yol açar) ve dünyadan soğutur.” buyurmaktadırlar.

Çünkü eninde sonunda öleceğini bilen insan tul-u emel denilen uzun yaşama isteğinden,kalbini dünyaya bağlama  hastalığından da soğuyacaktır.Ayrıca günde 20 kere ölümü düşünmek hakkındaki büyük müjdeyi de Rasulullahın (Sallallahü ve Sellem) dilinden vermek isterim.

Hz. Âişe (Radiyallahü anha) ) Hz. Resûlullah’a, “Ey Allah’ın Resulü, şehitlerle beraber haşredilecek biri var mıdır?” diye sorduğunda Resûlullah ;

نَعَمْ مَنْ يَذْكُرُ الْمَوْتَ فِى الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ عِشْرِينَ مَرَّةً  (وَفِ رِوَايَةٍ خَمْسًا عِشْرِينَ)

“Evet, bir gün ve gecede yirmi defa (Bir rivayette yirmi beş kere )ölümü anan kimse şehidlerle beraber haşredilecektir”buyurmuşlardır.(Kurtubi,et-Tezkire ; 1/21)

Ölüm gerçeğini düşünmek ve bunun şuuruna varmak insanı her an ihlaslı ve vicdanlı davranmaya yönelten önemli bir tefekkür konusudur. Allah’ın ve ahiretin varlığına samimi imanla kanaat getiren insan, yaşam gibi ölümün de Allah’ın kontrolünde olduğunu bilir. Hiçbir insan ecelini ne erteleyebilir ne de öne alabilir. Ölüm Allah’ın takdir ettiği anda ve Allah’ın takdir ettiği şekilde gerçekleşir.

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌ فَاِذّا جَاءَ اَجَلُهُمْ لاَيَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةٌ وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ  (Araf Suresi, 34)

“Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler  (Araf Suresi, 34) ayetiyle de bildirilen bu gerçeğin farkında olan insan, ölüm ile ne zaman karşılaşacağını bilmemenin verdiği açık bir şuur ile hareket eder.

اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فِى بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ

“Her nerede olursanız olun, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş kalelerde olsanız bile…” (Nisa Suresi, 78) ayetiyle de hatırlatıldığı gibi Allah diledikten sonra ölüm nerede ve ne şekilde olursak olalım mutlaka gerçekleşir. Bunun ne kişinin yaşı ile, ne sağlıklı olması ne de tedbirli davranmış olması ile ilgisi yoktur. Allah diledikten sonra ani bir kaza, beklenmedik bir hastalık, hatta kimi zaman insanları hayrete düşüren umulmadık basit bir sebep dahi insanı ölüme sürükleyebilir.

İşte tüm bu yönleriyle ölümü düşünebilen bir insan, her an her yerde ölümle karşılaşabileceğini, yaşamının her an son bulma ihtimali olduğunu bilir. Bu da onu hayatının her anında ihlaslı davranmaya, aklını, vicdanını ve imkanlarını son noktasına kadar kullanmaya yöneltir. Bir an sonra kendisini Rabbimizin huzuruna varmış, hesap verirken bulabileceğini, her an cennet ya da ceheneme sevk edilme ihtimaliyle karşı karşıya kalabileceğini bilmenin verdiği açık şuur ile hareket eder. Bu bilinç güçlü bir vicdan, keskin bir kavrayış gücü, üstün bir akıl ve kesintisiz bir ihlas anlayışıyla kendini gösterir. Bu bilincin ve şuurun insanların kalplerine keskin bir şekilde yerleştirilebilmesi için, Peygamber efendimiz (Sallallahü ve Sellem )

اَكْثِرُوا ذِكْرَ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ    ( Nesai ; 1824 ; Tırmizi ;2307 )

” Lezzetleri yıkıp yok eden ölümü çok anın!!” buyurarak,ölümü tefekkür etmenin bütün manevi belaların ve günahların başı olan dünya sevgisini kalpten atmanın en tesirli yollarından birini olduğunu beyan etmektedirler.

Atâ Horasânî anlatıyor: Resûlullah (Sallallahü ve Sellem) içinden kahkahaların yükseldiği bir meclise uğradı ve ;

— ”Meclisinizi zevkleri bulandıran şeyle karıştırınız,” buyurdu. Oradakiler:

— ”Ey Allah’ın Resûlü, nedir o zevkleri bulandıran şey? ” diye sordular. Resûlullah (s.a.v):

— ”Ölümdür,”  cevabını verdi. [ İbn Ebi’d-Dünyâ hadisi, Kitabü’l-Mevt adlı eserinde Atâ Horasânî’den mürsel olarak rivayet etmiştir. Bkz: Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 42112; Zebîdî, İthaf, 14/18.)

Akil olana,ölümü düşünmek,yeterli olacaktır.Tıpkı Peygamber Efendimizin buyurdukları gibi;

كَفَى بِالْمَوْتِ وَاعِظًا وَكَفَى بِالْيَقِينِ غِنًا وَكَفَى بِالْعِبَادَةِ شُغْلاً (Ahmed.b.Hanbel ;1410)

” Vaiz olarak ölüm,zenginlik olarak yakin,(Allah’ı görür gibi ibadet etmek) meşguliyet olarak ibadet yeter.”

Bilmezmisin ki ; Seyyidina Hazreti Ömer (Radiyallahü anhü) dahi, halife olunca,adaletten şaşmamak,dünyaya bel bağlamamak ve ahireti unutmamak için en etkili yolun,her gün ölümü düzenli olarak hatırlamak olduğuna karar verdi.Bir adam tutarak maaşını kendi cebinden vererek ona ;

— ”Hergün bir kaç defa karşıma çıkıp,Ya Ömer.!! Ölüm var,ölüm.” diyeceksin dedi.

Bir zaman sonra Hazreti Ömer bir gün aynaya baktığında sakalının bir telinin beyazlamış olduğunu gördü ve derhal adamı çağırarak

— ” Artık senin görevin bitti.!!” dedi.Adam şaşkınlıkla ;

— ”Görevim sırasında bir kusur mu işledim efendim,” deyince.Hazreti Ömer ;

— ” Hayır senin bir kusurun yok.Bu çeneme düşen beyaz kıllar var ya? işte o,bundan sonra senin görevini yapar ve her gün bana ölümü hatırlatır.” diye cevap verdi.

Koskoca Hazreti Ömer dahi (Radiyallahü anhü) ölümü hatırlama ihtiyacı hissetmiş ve bu uğurda adam tutarak cebinden para harcarken,bizim de günde bir kaç defa olsun ölümü hatırlamamız rabıta-i mevt dediğimiz,ölümü tefekkür etmemiz elbette luzumludur.

Yazı : Bilal GEZMİŞ




"Bu sayfa 1.350 kere görüntülendi."

Bir Cevap Yazın