Aile Kurma

Aile toplumun temelidir. Sağlam aile, sağlam toplum demektir. Bu sebeple ailelerin her türlü yıkımdan korunması, toplumun bekası için çok önemlidir.

Allah’ın emri, Peygamber Efendimizin (sav)’in kavli ve İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh)’nin içtihadıyla başlayan kız isteme merasimi sadece sözde kalmamalı, devamında gelen evlilik de Kuran ve sünnet temelleri üzerine inşa edilmelidir.

Aile sadece almayı düşünenlerin değil, paylaşmayı, bölüşmeyi, fedakarlığı bilenlerin kurabileceği kutsal bir müessesedir. Ailede mutluluk, almayı aklına bile getirmeden verebilenlerle sağlanır. Böyle faziletli kimseler almayı hiç düşünmezler. Ancak verdikleri onlara kat kat geri döner. Aslında bir verip bin alırlar.

Vehbi Vakkasoğlu hoca Ailede Sevgi Sohbetleri adlı kıymetli eserinde şöyle bir konuşma anlatır:

“Bazen, evlenmek üzere olan kızlarımıza, oğullarımıza soruyorum:

-Nasıl, evliliğe hazır mısın?

Birçoğunun cevabı, aşağı yukarı hep şöyle oluyor:

-Hocam, hazırlıklar tamam… Ev tuttuk, döşedik, beyaz eşya filan her şey tamam…

Sizce bu cevapta tamam olmayan bir taraf yok mu? Bana göre, en önemli bir taraf eksik kalmış oluyor. Bu sebeple o gençlere şu soruyu sormaktan kendimi alamam:

-Peki, gönlünüz hazır mı evliliğe?

Sorum, bir çok genci şaşırtır, durup düşünürler, genellikle de bir soruyla karşılık verirler: 

-O nasıl oluyor?

İşte onun nasıl olduğunu bilmeyenler, Üsküdar vapurunda tanışıp evleniyor, üç gün sonra da, Kadıköy vapurunda da boşanıveriyorlar.”

 

Evlilikte Sabır:

Unutmayalım ki evlilikte bir anlık, bir saniyelik sabır yuvamızı parçalamaktan koruyacak, bizim ve ailemizin bir ömür boyu mutlu olmamızı saylayacaktır. 

 

Eşya Mutlu Eder mi?

Bir dönem Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde dekanlık görevi yapmış, hadisi şerif hocası Prof. Dr. Sadık Cihan hocadan yüksek lisansta hadis dersi almıştık. Sadık hocam bir defasında şöyle demişti:

“Biz evlendiğimizde mutfakta birkaç eşya, bir de yatağımız vardı. Ama mutluyduk. Zamanla evde lazım olan buzdolabı, çamaşır makinesi gibi eşyaları almaya başladık. Beraber alınan her eşya eve ayrı bir mutluluk katıyordu.

Şimdiki gençler ise evlenmeden iğneden ipliğe bütün eşyaları alıyorlar. Bazıları gücünden fazla bir borca da giriyor. Düğün oluyor. Bütün her şey var, ama mutluluk yok, boşanmalar çok. Her şey var ama sabır yok, anlayış yok, güven yok, bencillik çok. Bunlar da ailenin düzenini sarsıyor.”

Maalesef aileler dünyevileşmenin getirdiği bencillik ve maddecilik yüzünden yıkılmaktadır. Aileyi ayakta tutmak, ancak maneviyatın güçlendirilmesi ve İslam ahlakının hayat biçimi olmasıyla mümkündür.

Yunus Emre bu durumu şöyle ifade ediyor: 

Kemdürür yoksulluktan nicelerin varlığı

Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı.

-Kemdürür: Kemdir, (daha) kötüdür, demektir.-

 

Nasreddin Hoca’nın Evliliği

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:

-Hocam, evliliğiniz nasıl geçti?

Hoca da anlatmış:

-Evliliğimizin ilk senesi çok güzel geçti… Ben söyledim, hanım dinledi, Ben söyledim hanım dinledi… 

İkinci sene, bizim hanım işi anladı… O söylemeye başladı… O söyledi ben dinledim, o söyledi ben dinledim…

-Peki, hocam, sonra nasıl oldu, diyenlere de,

-Hiç sormayın, demiş, sonraki yıllar da, ikimiz birlikte söyledik, komşular dinledi…

 

Apartman hayatı:

Apartman hayatı bize kültürümüze ters bir hayattır. Apartman hayatında ev içi mahremiyeti zedeleniyor. Bir ailede en ufak bir tartışma olduğunda, yukarıdaki fıkrada olduğu gibi, bütün apartman dinliyor. Apartmanlarda komşuluk zaten yok oluyor. Herkes apartmanın tek ana kapısından girip çıkıyor, ancak kalplerde birlik olmuyor. Tek kapıdan girip çıkma birlik beraberliğe yetmiyor. Oysa herkezin müstakil evlerde oturduğu köy ve kasabalarda klasik evlerimiz iki katı geçmez, çocukların ayağı toprağa değer, kapılar ayrıdır, ancak kalpler birdir, komşuluk vardır, birlik beraberlik vardır.

 

Yeni evli çift:

Bir genç evlenir. Düğünden bir müddet sonra babasının yanıma gelir. Ondan bir beyaz kağıt, kalem ve silgi getirmesini ister.

Oğul: -Ne yapacaksın?

Baba: -Hele sen getir.

Oğul kağıt, kalem ve silgi getirir.

Baba: -Yaz.

Oğul: -Ne yazayım?

Baba: -İstediğini yaz.

Oğul bir cümle yazar.

Baba: -Şimdi onu sil.

Oğlu siler.

Baba: -Bir cümle daha yaz.

Oğul: -Allah aşkına baba, niye yapıyoruz.

Baba: -Yaz bir daha, yaz.

Oğlu yazar.

Baba: -Sil, dedi.

Oğlu sildi.

Baba yine: -Yaz, dedi.

Oğul: -Allah aşkına desene baba bi defa, ne bu?

Baba: -Hele sen yaz.

Oğlu yazdı.

Baba: -Sil, dedi.

Oğlu sildi

Baba sordu: -Kağıt hala beyaz mı?

Oğlu: – Evet. Ama niçin?

Baba oğlunun omzuna dokunur ve şöyle der:

-İşte evlilik de beyaz kağıt gibidir, bir silgiye ihtiyacı vardır. Evlilikte hanımında göreceği ve hoşuna gitmeyecek bazı kusurları silmek için bir silgi taşımalısın yanında. Hanımın da yanında bir silgi taşımalı. Aynı şekilde onun, senin yapıp da onun hoşuna gitmeyecek şeyleri silmesi için. Yoksa evlilik sayfası birkaç gün içinde kapkara kalacak.”

Sadece evlilik için değil, arkadaşlar, akrabaları komşular ve birlikte yaşadığımız bütün insanlar için de yanımızda bir silgi taşımalıyız. Yoksa her hatada bir kişiyi defterden silersek etrafımızda hiç kimse kalmaz.

İmam Abdurrahman İbnü’l Cevzi (rh) diyor ki:

“İnsanların ufak tefek hatalarını görmezden gelmek, yüksek ahlak sahiplerinin özelliklerindendir. Zira insanlar yanlış yapmaya ve hata işlemeye meyillidirler. Kişi gördüğü her yanlış ve hata üzerinde duracak olursa, hem yorulur, hem de yorar.”

 

Kaynak :  Ayet ve Hadisler Işığında Gönül Sohbetleri – Prof.Dr. Ali Bulut




"Bu sayfa 29 kere görüntülendi."

Bir Cevap Yazın